Namik Kemal‘in, Ziya Pasa‘nın Harabat‘ını elestirmek icin yazdigi eser. Edebiyatımızın ilk eleÅŸtirisidir
.
KiÅŸisel Yorum:
![]()
Edebiyatımızda ilk eleÅŸtiri olarak da geçer. Ziya PaÅŸa ÅŸiir ve inÅŸa makalesinde asıl edebiyatımızın halk edebiyatı olduÄŸunu savunur. Bu görüşlerini de Namık Kemal beÄŸenir. Zaten ileride kanka olurlar Londra’da Hürriyet Gazetesini falan kurarlar. Daha sonra Harabat isimli Antolojisinin ön sözünde Ziya PaÅŸa asıl edebiyatın Divan Edebiyatı olduÄŸunu savunur. Namık Kemal fıttırır. Öyle mi lan der. Bunun üzerine Tahrib-i Harabat’ı Harabat Antolojisinin ilk cildi için yazar. DiÄŸer cildleri içinde takip’i yazar.
Tahrib-i Harabat'ın Özellikleri
Tahrib-i Harabat’ın Özellikleri
Tahrib-i Harabat, Namık Kemal’in eleÅŸtiri türündeki eseridir. Yazar, bu eserinde Ziya PaÅŸa’yı eleÅŸtirmektedir. Ziya PaÅŸa, 1868′de Hürriyet’te yayımladığı ünlü “Åžiir ve İnÅŸa” makalesinde, Türk edebiyatının çaÄŸdaÅŸ bir düzeye eriÅŸmesini, gerçek Türk edebiyatı olan Halk edebiyatının bu yenileÅŸmede temel alınması gerektiÄŸini savunmuÅŸtur. 1874′te çıkardığı Hârâbat adlı Divan ÅŸiiri antolojisinin ön sözünde ise Halk edebiyatını küçümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Onun bu çeliÅŸkili tutumu yeni bir Türk edebiyatı oluÅŸturmak için birlikte yola çıktıkları Namık Kemal’in tepkisini çeker. Namık Kemal de Ziya PaÅŸa’nın Harabat’ına karşılık Tahrib-i Harabat’ı yazar.
Metinde görüldüğü gibi Namık Kemal, Ziya PaÅŸa’nın Harabat adlı eserinden ÅŸiir örneklerini almış ve bunları eleÅŸtirmiÅŸtir. Bu, esere dayalı eleÅŸtiri olması bakımından önemlidir.
İlk bölümdeki dizelerde Divan şairlerinden olan Ahmedî, Necâtî ve Zatînin, şiirde Türkçe söyleyişe büyük katkılar sağladığı belirtilmiştir. Namık Kemal, bu görüşe katılmadığını açık açık ortaya koymuştur. Bu şairlerden önce yaşayan Mevlana, Sultan Veled, Süleyman Çelebi gibi şairlerin unutulmasını eleştirmiştir.
İkinci bölümdeki dizelerde tiyatro eserlerinin bir ahlak kitabı olmadığı üzerinde durulmuştur. Namık Kemal, bu düşüncenin söylenmeye bile gerek olmadığını belirtmiştir. Çünkü ona göre tiyatro zaten, bir eğlence aracıdır. Üstelik tiyatronun ahlak öğreticisi olmadığını edebiyatçılarımız da söylemişlerdir.
Üçüncü bölümde ise yazar, Harabat ismini kullanarak eleştirilerini açıkça ortaya koymuştur. Eleştirilerden hem Ziya Paşa hem de Fuzuli nasibini almıştır.
Yer yer ağır ve anlaşılmaz ifadeler kullanılsa da genel itibariyle bu metin dil ve anlatım yönünden anlaşılır düzeydedir. Metinde “sehl-i mümteni, fars” gibi edebiyat terimleri kullanılmıştır. “addolunmak, âsâr, zâhib, salabet” gibi sözcükler günümüz Türkçesi düşünüldüğünde anlaşılması zor ifadelerdir.
Yine bu eleştirinin ana konusu da aslında Tanzimat döneminin yaygın düşüncesi olan Divan edebiyatına karşı çıkıştır. Namık Kemal ve öteki Tanzimat sanatçıları, yeni bir edebiyat ortaya koymanın eskiyi, yani Divan şiirini ortadan kaldırmakla mümkün olabileceğini düşünmüşlerdir. Bunu gerçekleştirmek için de eserleriyle mücadele içine girmişlerdir. İşte Tahrib-i Harabat, bir yönüyle bu mücadelenin bir ürünü sayılabilir.
Referans: Tahrib-i Harabat Namık Kemal’in Ziya PaÅŸayı eleÅŸtirmek için yazdığı eserdir. Edebiyatımızın ilk eleÅŸtirisidir.
Tahrib-i Harabat Özeti
Tahrib-i Harabat – Namık Kemal
Eslâfda Ahmed ü Necâtî
Avâre-i dilşikeste Zatî
Türki suhana temel komuşlar
Gerçi, temeli güzel komuşlar
yolunda olan ifadât-ı seniyyelerinin tarih-i edebiyatımızla hiç muvafakati var mıdır? Hazret-i Mevlana ve Sultan Veled ne cihetle unutulmuÅŸ? Mevlid’inin her beyti sehl-i mümteni addolunan Süleyman Dede niçin tahattur buyrulmamış? Åžahidî’nin Türk? âsârı acaba manzûr-ı devletleri olmamış mıdır? Hatta Nafizin müntehabatında bile bir gazeli vardır. Yahut Ahmed ve Necâtî ve Zatî dünyaya bu saydığım zatlardan mukaddem mi gelmiÅŸlerdir?
Şiirin mükessib-i ahlâk olduğunu dünyâda kim iddia etmiş? Ve hususiyle tiyatroların mekteb-i hikmet olduğuna kim zâhib olmuş ki?
Lâkin böyle eserlerin heb
Ahlâk-ı umûma sanma mekteb
buyuruluyor. Tiyatronun bir eÄŸlence olduÄŸunu ve fakat fâideli eÄŸlencelerden bulunduÄŸunu üdebâmız bi’d-defa’at umûmun nazar-ı tedkikine arz etmiÅŸlerdi. Mamafih ÅŸimdi ÅŸunu diyebiliriz ki umumun ahlâkına Avrupa tiyatroları mektep olmayınca Hârâbat hiçbir vakitte ahlâk öğretir bir kitap olamaz; çünkü derûnunda mevcûd olan Türkî kasâidin hiç olmazsa nısfı umûmun salâbet ve terbiyetini ifsâd husûsunca “Palais Royale“in en ÅŸenî farÅŸlarından aÅŸağı deÄŸildir.
Fuzulî için tanzim buyurulan:
Yanıktır o âşıkın kitabı
Nazmından kokar ciğer kebabı
beytini okudukça kendimi Harâbât’da deÄŸil, Bahçekapısı lokantalarında zannediyorum. Af buyurursunuz amma ÅŸu “ciÄŸer kebabı” mazmununa ne kokmuÅŸ söz, ne iÄŸrenç tasavvur! demekten bir türlü kendimi alamayacağım. Fuzulî Divan’ını kedi yavruları için mi söylemiÅŸ; yoksa Arnavudların “Manda yuttu” dedikleri meÅŸhur kitap mıdır?
Tahrib-i Harabat- Günümüz Türkçesiyle
Eskilerden Ahmed ve Necati
Gönlü kırık ve serseri Zati
Türkçe söyleyişe temel koymuşlar
Gerçi temeli güzel koymuşlar
biçimindeki yüksek ifadeler, edebiyat tarihimiz için hiç uygun mudur? Hazreti Mevlana ve Sultan Veled niye unutulmuÅŸ? Her beyti kolay söylenmiÅŸ izlemini veren ancak zor söylenen bir eser olan “Mevlid”in sahibi Süleyman Dede (Süleyman Çelebi) niçin unutulmuÅŸ? Åžahidi’nin Türkçe eserleri beÄŸenilmemiÅŸ midir? Hatta Nafiz’in antolojisinde bile bir gazeli vardır. Yahut Ahmed ve Necati ve Zati, dünyaya bu saydığım kiÅŸilerden daha önce mi gelmiÅŸtir?
Şiirin huy edinildiğini yeryüzünde kim iddia etmiş? Ve özellikle tiyatroların hikmet veren bir okul olduğuna kim inanmış ki?
Lakin böyle eserlerin hepsini
Halkın ahlakına okul olur sanma
buyruluyor. Tiyatronun bir eÄŸlence olduÄŸunu ve fakat yararlı eÄŸlencelerden olduÄŸunu edebiyatçılarımız defalarca toplumun görüşlerine sunmuÅŸlardır. Bununla birlikte ÅŸimdi ÅŸunu diyebiliriz ki toplumun ahlakına Avrupa tiyatroları bir okul olmayınca Hârâbat, hiçbir zaman ahlaki bilgiler öğreten bir kitap olamaz; Çünkü içinde bulunan Türk edebiyatına ait kasidelerin hiç olmazsa yarısı toplumun ahlak ve terbiyesini bozmada “Palais Royale”in en kötü farÅŸlarından (bir tür tiyatro oyunu) aÅŸağı deÄŸildir.
Fuzulî için söylenen:
Yanıktır o âşıkın kitabı
Şiirinden kokar ciğer kebabı
beytini okudukça kendimi Harâbât’ta deÄŸil, Bahçekapısı lokantalarında zannediyorum. Af buyurursunuz amma ÅŸu “ciÄŸer kebabı” ifadesine ne kokmuÅŸ söz, ne iÄŸrenç düşünce demekten bir türlü kendimi alamayacağım. Fuzulî Divan’mı kedi yavruları için mi söylemiÅŸ; yoksa Arnavudların “Manda yuttu” dedikleri ünlü kitap mıdır?
Namık Kemal
Namık Kemal - Tahrib-i Harabat
Edebiyatımızda ilk eleştiri olarak da geçer. Ziya Paşa şiir ve inşa makalesinde asıl edebiyatımızın halk edebiyatı olduğunu savunur. Bu görüşlerini de Namık Kemal beğenir. Zaten ileride kanka olurlar Londra’da Hürriyet Gazetesini falan kurarlar. Daha sonra Harabat isimli Antolojisinin ön sözünde Ziya Paşa asıl edebiyatın Divan Edebiyatı olduğunu savunur. Namık Kemal fıttırır. Öyle mi lan der. Bunun üzerine Tahrib-i Harabat’ı Harabat Antolojisinin ilk cildi için yazar. Diğer cildleri içinde takip’i yazar.
