Açık oturum örnekleri [Çözüldü]


BuNedir.Org Soru Cevap Sistemi


Açık oturum örnekleri [Çözüldü]

basak.ub@gmail.com
Cevap : 4
Durum : Çözüldü Bolum : Soru-Cevap

-45
Okunma : 11254
Etiketleri : Açık oturum - Panel - Tartışma - Münazara Tarih : 2014-04-27
Soru : Açık oturum örnekleri
Soru Detay : derste bir grup olarak açık oturum örneği yapacağız ve bir konuya ihtiyacımız var




Tarih : 2014-10-14 00:00:00 Bu en iyi cevap seçildi ;)

11
Baslik :
Cevap : KonuYaş ve Şiir Üstüne
Sorular: Tomris Uyar
Katılanlar: Edip Cansever, Cemal Süreya, Turgut Uyar

Tomris Uyar: Konuya şöyle girelim isterseniz. Bir süre önce üçünüz de geniş yankılar uyandıran şiir yazılan yazıyordunuz. Aklıma ilk gelenler, Edip Cansever’in “Mısra İşlevini Yitirdi”, Cemal Süreya’nın “Folklor Şiire Düşman”, Turgut Uyar’ın “Çıkmazın Güzelliği” başlıklı yazıları. Bunlar o kadar çok yankı yaptı ki, kendileri fikir üretmeyen birtakım eleştirmenler, bu yazılardaki sloganlarla uzun süre geçinebildi. Bugünse, Cemal Süreya dışında şiir üstüne yazan yok içinizde, Cemal de genel olarak edebiyat üstüne yazıyor zaten, özellikle şiir üstüne değil. Bunun nedenlerini nasıl saptayabiliriz, dersiniz?

Edip Cansever: Değindiğin gibi, bazı yargılarımız gerçekten eleştirmenler tarafından kullanıldı, kullanıldı ama eş anlamda kullanılmadı. Sözgelimi ben “Mısra İşlevini Yitirdi” dediğim zaman, o gün yazdığım şiire göre, o gün ele aldığım, ürettiğim, türettiğim şiire göre böyle bir çıkış yaptığımı sanıyorum. Gerçi bu çıkış orada bitmiş değil, son yazdığım kitaplarda da “Mısra İşlevini Yitirdi” yargısında direniyorum. Ama çıkışım yanlış anlaşıldı. Mısra işlevini yitirdi, öyleyse, mısra şiirin  en küçük birimi olduğuna göre, şiir de işlevini yitirdi gibi kolay yargılara varıldı. Ülkemizde yazıların karşılığı çoğu zaman böyle alınıyor. Yavaş yavaş yazı yazmaktan soğudum. Düzyazıyı çok daha iyi yazanlar var, istediğim birçok şeyi diğer yazılarda buluyorum. Türkiye’de yazılan, Türkiye’yi, Türk ede biyatını ilgilendiren yazıları, sözgelimi Cemal Süreya’nın yazılarını severek okumuşumdur; her birinde kendime ve topluma yarayan özler, değerler bulmuşumdur.

Tomris Uyar: Yani şu anda, senin, üstünde çok yazmak istediğin, ama başkasının değinmediğini gördüğün bir konu yok mu?

Edip Cansever: Yalnızca şiir düşünüyorum. Biraz da tembellik denebilir, ama şiirden başka hiçbir yazı biçimi beni ilgilendirmiyor artık.

Tomris Uyar: Şimdi de Turgut Uyar’a soralım aynı soruyu…

Turgut Uyar: Edip’in demin söylediklerine katılıyorum. Andığın “Çıkmazın Güzelliği” başlıklı yazım, aslında çıkmazın, çıkmazı zorlamanın insaniliğini, güzelliğini göstermek için yazılmıştı ama bunun yorumu şöyle oldu: Şiir çıkmazdadır, dolayısıyla Turgut Uyar çıkmazdadır. Bu, beni hiçbir şekilde kırmadı. Bu yaştan sonra -gerçekten böyle demek zorundayım- sadece şiir yazmak istiyorum, şiir üzerine düşünmek değil.

Tomris Uyar: Deminki soruyu zorlarsak… Senin bütün bir şiir serüveninden sonra kafanda uyanan, özellikle şiire ilişkin birtakım sorunlara eğilen yazılar okuyabiliyor musun? Yazılanlar yeterli mi?

Turgut Uyar: Hayır, gerçekten değil. Yani şiirin doğrudan kendisine yönelik yazılar görmüyorum ama edebiyatın genelinde çok sağlam yazılar görüyorum.

Tomris Uyar: O zaman Cemal Süreya ayrıcalıklı bir durumda, en azından ayrı bir konumda. Hemen her konuda yazıyorsun Cemal, edebiyata uzaktan ilişen konular üstüne bile. Bu arada özellikle şiir üstüne yazmamanın nedeni var mı?

Cemal Süreya: Şiir üstüne çok yazdım. Aslında insanın düşünceleri belli. Yani bir yerde tekrara düşüyor çok fazla yazdığı zaman; ama güncelliğe bağlı olarak şiir üstüne de, -bilirim ki, bu, şiir yazmamı, şiirle fazla uğraşmamı önlemiş- öbür sanatlar üstüne de yazmak bana çekici geliyor. Diretiyor zaman zaman.  Eskiden, yazmak, geniş araştırmalar yapmak istiyordum, şimdi yeniden onlara dönmek istiyorum. Bakıyorum da, son sıralar, yazı yazmak da bir çeşit şiir yazmak olmuş benim için, bir bakıma onun yerini de tutmuş. Şiir üstüne yazdığım yazılarda, ilk sıralarda hep kendi şiirimi savunduğum ileri sürüldü. Tuhaf bir şekilde, şiirimiz üstüne genel olarak söylemek istediğim şeyler değiştirilmek istendi. Yani Edip’in ve Turgut’un söyledikleri aynen başıma geldi. [...]


Tarih : 2014-10-14 16:42:22

5
Baslik : Açık oturum örnekleri
Cevap : Konu:Ziya GÖKALP ve Türk Düşüncesi
Yöneten: Ali GEVGİLLİ
Katılanlar:
Prof. Dr. Mehmet KAPLAN,
Prof. Dr. Tarık Zafer TUNAYA,
Prof. Dr. Şerif MARDİN


ALİ GEVGİLLİ - Türk düşüncesinin gelişimindeki en önemli dönüm noktalarından birisi, Ziya Gökalp'tır. Büyük sosyolog ve düşünür Gökalp, ölümünün ellinci yılı dolayısıyla, 1974 ekiminde Türkiye'de yeniden saygıyla anılıyor.
Bugün yapacağımız açık oturumun konusunu, Gökalp'ın yeri ve düşüncelerinin kaynakları gibi meseleler oluşturacak.
Sayın Prof. Kaplan, Türk toplumunun hangi meselelerle karşı karşıya bulunduğu bir dönemde tarih sahnesine çıkmıştır, Gökalp? Ziya Gökalp'in düşünceleri, davranışları, tezleriyle Türk kültür ve düşünce dünyasına getirdiği yenilikler, temel kavramlar nelerdir?
PROF. KAPLAN: Ziya Gökalp "büyük mefkûrelerin, toplumların büyük buhranlar geçirdiği yıllarda doğduğunu1' söyler. Gökalp'ı de aynı gerçeğin ışığında değerlendirmek mümkün.

Gerçekten de, yaşadığı dönemde, hem Ziya Gökalp kişisel hayatında kendisini intihara götürecek kadar büyük bir buhran geçirmiştir, hem de o dönem yani 1874 - 1924 arası Türk toplumu için büyük bir buhran zamanı olmuştur. Gökalp'ın kendi açıklamalarına göre, kişisel hayatındaki buhran da Türk toplumunun geçirmiş bulunduğu buhranla zaten çok yakından ilgiliydi.
Söylendiğine göre, gençlik yıllarında yaşadığı bu buhran, Batı'dan gelen materyalist tabiat görüşü'yle içinde bulunduğu dinsel dünya arasındaki çatışmadan doğmuştur. Gökalp, çatışan iki ayrı dünya görüşü arasında kalmış ve hayatına giderek bir anlam veremeyerek intihara kalkışmıştı. Mutlu bir tesadüf neticesi intihardan kurtulmuştur. Gökalp. Bu, onun iki uç olan materyalizmin ile eski şark mistisizmi arasında son derece enteresan bir görüş bulmasıyla sonuçlanan bir kişilik bunalımdır.
Gökalp'in yaşamış olduğu kişilik buhranı, Tanzimat'tan sonra bizzat Türk toplumunun yaşadığı büyük buhranın uzantısıdır. O devir, daha ziyade maddeye, makineye, tabiata önem veren Batı medeniyeti bin yıldan beri Türk kültürüne şekil veren din ve mistik düşünce arasındaki çatışmanın zirvelere ulaştığı dönemdi. 1874 ile cumhuriyet arasında, imparatorluktan millî devlet'e geçiş diye adlandırdığımız son derece mühim bir sosyal değişmenin içinde bulunuyordu. Türkiye. Ziya Gökalp bir tek değil, çeşitli plânlarda Türk toplumunun yaşamış olduğu değişim buhranlarına cevaplar aramış ve karşılıklar vermiştir.

MİLLÎ DEVLETE YÖNELEN DÜŞÜNÜR
Gökalp'in buldukları ve Türk toplumuna getirdikleri, topluca, şöyle açıklanabilir:
Osmanlı devletinin dağılmakta olduğu o yıllarda Gökalp'in büyük rolü, millî devlet'in ana fikirlerini bulmuş ve belki de en iyi biçimde ifade etmiş olmasıdır. İmparatorluğun içinden tarihi akışı sonucu millî bir devlet doğmuştur. Cumhuriyet ile kemaline erişmiştir, milli devlet. İşte cumhuriyetten önce de, cumhuriyetten sonra da bu yönde gelişen fikirlerin büyük kısmını Ziya Gökalp buldu ve çevresindeki insanlara aktardı. Bu fikirler, tarihî şartlara uygun oldukları için gerçekten de çok etkili oldular. Arap, Fars, Bizans, Türk gibi çeşitli unsurlardan ibaret karışık Osmanlı yüksek kültürü'nün yerine Ziya Gökalp'ın getirmiş olduğu en önemli şey, millî kültür kavramıdır.
Gökalp, yolunu aydınlattığı millî devlet'i, milliyetçilik fikri üzerine dayandırır. Milliyetçiliği ise millî kültür temeline oturtur ve millî dil fikrine dayandırır. Bir sistem bulan Gökalp zamanla bu sistem içinde çeşitli fikirleri işlemiştir.

ATATÜRK VE GÖKALP
Gökalp, cumhuriyet devrinden önceki (1911 - 1923) nesle tesir etmekle beraber, gerçekten, cumhuriyet sonrasını da ana fikirleriyle son derece etkileyebilmiştir. Zaten pek çok bakımdan Atatürk'le paraleldir, fikirleri. Atatürk de millî devlet fikriyle hareket etmiştir. Ziya Gökalp, cumhuriyet'le beraber, meselâ, Türkçülüğün Esasları'nda, fikirlerinde tarihî şartlara göre ayarlamalar yapmıştır. Merhaleler vardır, düşüncelerinde. Millî devlet fikri, millî kültür fikri, sade dil fikri, her yönüyle halk kültürüne değer verme düşüncesi ve buna benzer fikirleri cumhuriyet sonrasında bütün Türk toplumuna mal olmuştur. Gökalp'ın düşünceleri cumhuriyetin yarım yüzyılı boyunca yaşar ve nesillerden nesillere intikal ederken fikirlerinin bazıları belki de tarihî şartlar müsait olmadığı için fazla yeşermemiş ya da dikkati çekmemiştir.
Ama 70'lerin sosyal ve ekonomik şartları içinde Gökalp'in tekrar üstünde durulması gereken son derece enteresan fikirleri de var.

GÖKALP'İN DRAMI VE BATININ ŞÜPHESİ
GEVGİLLİ :- Ziya Gökalp'in en ilginç yanlarından birisi de kendi çağdaşlarının hem içinde, hem de dışında olabilme özelliğidir. Sayın Prof. Mardin, bir sosyolog olarak çağına dönüp, Gökalp'in sosyal ve bilimsel köklerine indiğimiz zaman nelerle karşılaşıyorsunuz? Özellikle XIX. Yüzyıl sonu ve XX. Yüzyıl başları Türkiye'sinin bir yeniliğini teşkil eden pozitivist düşünce, Gökalp ve çağdaşlarına hangi kaynaklardan geliyor?
Gökalp'in pozitivizm'le dinsel dünya arasındaki bunalıma verdiği karşılık, Türkçülük tezleri ne gibi özellikler taşıyor?
PROF. MARDİN-Ziya Gökalp'in fikirlerini anlamaya çalışırken, kendisini intihara kadar sürüklemiş olan şahsî buran, hiç kuşkusuz, temeldeki bazı gerçekleri aydınlatabilecek bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Ziya Gökalp'in bunalımı, kendi kuşağının da buhranıydı. Bir yanda Osmanlı toplumundaki İslâm dini terbiyesinin önerdiği esaslar, öte yandan da Osmanlı İmparatorluğu'nda o devirde her şeye rağmen yayılmaya da başlayan yeni fikir akımları ve bunları bağdaştırma sorunu vardı. Gökalp, bu dramı yaşadı.
Ziya Gökalp kendi devrindeki fikirlerden esinlenmiş ve etkilenmiştir. Bunlar o dönemin Batısında da beliren eğilimlerdir ve orda da pozitivizm ile din arasındaki köprüyü kurmaya çalışmaktadırlar. Özellikle XIX. Yüzyılın sonuna doğru Nietzsche'nin Batı uygarlığını yerici bir biçimde ele almasıyla birlikte, pozitivist görüşün eskiden beri vaat ettiği sonuçlara varamayacağı şüphesi belirmiştir. Batı'da. Gökalp'in esinlendiği düşünürlerin kafasında, bu etkileri açıkça görmek mümkündür.

NEDEN TÜRKÇÜLÜK?
Türkçülüğün şekillenmesini anlamak için yine aynı toplumsal grupta bir kısmı serhatlardan gelen bu taşra öğrencilerinin devlet'in parçalandığı kaygı ve korkusunu hatırlamak gerekir. Yine aynı kurumdaki karşılıklı öğrenci ilişkileri ve Türklükle ilgili yayınlar, bu sorunun da öğrenciler için bir entelektüel odak noktası halinde gelişmesini temin etmiştir.
GEVGİLLİ - Gökalp'in yaşadığı çağ, kişilik bunalımlarının yanı sıra, Türk toplumunda büyük politik ve ekonomik bunalımlarında sahneye çıktığı bir çağdı. Sayın Prof. Turtaya, Gökalp'in geçirdiği tarih kesitlerini bir siyasal bilimci olarak incelediniz zaman, hangi gelişme eğilimlerini görüyorsunuz? Gökalp, çağının politik meselelerine hangi karşılıkları vermiş, ne gibi katkılarda bulunmuştur?
PROF. TUNAYA - "Ziya Gökalp Türkiye'de büyük bir insan ve fikir adamı olmakla birlikte, aynı zamanda, büyük bir olay'dır da. Bu olayı, pek doğal olarak, kendi yaşadığı toplumun koşullarından da ayırmaya imkân yoktur. Onun için:
* Gökalp'i önce Meşrutiyet toplumu içinde incelemek gerekir.
* Daha sonra Gökalp'i, o toplumun alın yazısını elinde bulundurmuş ve altı aylık bir süre dışında sürekli iktidarda kalmış olan bir partinin, İttihat ve Terakki'nin içinde ele almak zorunludur.
* Ondan sonra da Ziya Gökalp'in bu topluma, bu parti kanalıyla neler getirdiğini araştırmak gerekiyor.
Osmanlı İmparatorluğu 1908yılında İşkodra'dan Basra'ya kadar uzanan, üç milyon kilometrekareyi aşan bir ülkeye sahipti ve ülke üzerinde yaklaşık olarak otuz milyon insan yaşıyordu. Bu nüfusun yüzde 80'i köylüydü. 1919 yılında yapılan bir istatistiğe göre, imparatorlukta altmış bin köy vardı, bunların on bininde ise okul yoktu. Beyrut ve Şam bölgesinde beş yüz köye bir tek okul düşüyordu. Yine doğrudan doğruya nazırların yaptıkları açıklamalara göre, yüz kuruş vergi veren halka yirmi paralık sağlık hizmeti yapılmıyordu. Öyle ki, bir mebus, "insanlarımız vahşi hayvanlar gibi yaşıyorlar, onları ehlî hayvan durumuna çıkarsak, çok büyük bir iş başarmış oluruz" diyebiliyordu o sıralarda. Köylü toprağın sahibi değil; zaten nüfusun yüzde 40'ı ancak elli dönüme kadar arazi sahibidir.
Ayrıca, Osmanlı Devleti dışa bağlıdır. Türkiye'de kapitülâsyonlar, imtiyazlı şirketler, yabancı sermayeler var ve bunlar olağanüstü baskıları deney bilmektedirler. Parlâmento üstünde bile dış çevreler öylesine baskılar yapıyorlar ki. Parlâmentonun adeta bağımsızlığını kaybettiğini gösteren bir delil, İspirtolu İçkiler Kanunu'dur. Bu kanun parlâmentodan çıkmış ve padişah tarafından tasdik edilmiş olmasına rağmen çıkarı olan devletlerin başvurmaları üzerine geri alınmıştır.
Bütünüyle dışa bağlı ve dış borçlanmalarla yaşayan bir ekonomiydi, bu. İkinci Meşrutiyet dokuz kere borçlanmıştır. Umumi harp sonunda devletin bir milyarı aşkın borcu vardı. Yalnız 1916 yılında borç taksitlerinin toplamı yirmi milyonu tutuyordu. Bu kendisine, pek hakim olamayan bir toplumdu. Abdülhamit toplumunun devamıydı.

TÜRK TARİHİNİN BİR AŞAMASI
GEVGİLLİ:- "Ziya Gökalp'in ölümünün ellinci yılında, Osmanlı'nın en son dönemlerini ve Ziya Gökalp'in o günün Türkiye'si içindeki yerini değerlendiren bu açık oturumda şu ana görüşler beliriyor:
1. XIX. Yüzyıl sonlarında Türkiye ekonomik ve politik anlamda artık büyük bir sarsıntı ve dış baskı süreci içindedir. Ekonomi kendi kendisini geliştirmekte güçsüz düşüyor; buna karşılık, kapitülâsyonlar, yabancı sermaye ve yabancı şirketler aracılığıyla güçlü Avrupa devletleri Türkiye üzerinde belirli bir tempoyla hegemonya kurmaya yöneliyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nda yayılan milliyetçi akımlarla Balkan halkları arasında ayrılıkça eğilimler büyürken, Türklerin yalnızlığı artıyordu.
2. Türk aydın tabakalarının o dönemde toplumu kurtarıcı çözümler aradıkları görülür. Ziya Gökalp Anadolu'dan gelen bir aydın olarak, burada hem toplumda beliren yeni Batılı düşüncelerin, pozitivizmin etkilerini yaşamış, hem de geldiği kaynağın kendisine verdiği mistik, dinci yönlerden çelişkilerini duymuştur. Ziya Gökalp'i intihar deneyine kadar sürükleyen bu bunalım, o dönem aydınının yaşadığı Doğu - Batı çelişkisinin de bir simgesi sayılabilir. Gökalp, çelişkiyi birey'in yerine toplum'u koymakla birlikte, belirli bir mistisizmi de sürdürerek yeni bir denge içinde çözmek istemiştir.
3. Politik plâtformda ise, Gökalp millî devlet kavramının gelişmesine katkıda bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun yerini alacak bir Türk devleti'nin, Türkçülüğün, çok daha büyük bir perspektifte ise Turan devleti dediği bir Türk İmparatorluğu'nun ideolojik, politik, düşünsel temellerini ortaya koymak istemiştir, Gökalp.
4. Bir bilim adamı olduğu kadar, politik bir kişi de olan Gökalp, kendi çağdaşları arasında, onların üstüne çıkan ve topluma, kendine özgü yeni sentezler sunmaya çalışan kişiliğiyle hâlâ dikkati çekiyor ve tarihteki yerini alıyor.

Tarih : 2014-10-14 16:47:18

-48
Baslik : Açık oturum örnekleri
Cevap :

EKONOMİDE AÇIK OTURUM

Katılanlar: Attila Karaosmanoğlu, Umut Oran, Lütfi Yenel, Mustafa Sönmez, Selim Somçağ.

SELİM SOMÇAĞ: IMF'NİN ÖNCELİĞİ ÜRETİM DEĞİL, BORÇ TAHSİLATI

1. Durum Tespiti

Türkiye'nin en büyük sorunu çok ağır borçlu bir ülke olması. Bu teşhisi koyduktan sonra bizi bu noktaya getiren olayları irdeleyelim. 1999 Helsinki Zirvesinde Türkiye'ye samimiyetten uzak bir şekilde üyelik vaadi verilmesiyle beraber “IMF'ye muayene olun, ekonominizi düzeltin, enflasyonu düşürün” diye şart koşuldu. O zaman da yapısal sorunlar vardı, borçlar belli bir baskı yaratıyordu ama, 1999 yılında toplam kamu borçlarının millî gelire oranı % 58'di; yani Türkiye bu kıstasta Maastricht kriterini tutturuyordu.

Şimdi gelinen noktaya bakalım:
- Dezenflasyon programı 14 ayda çöktü.
- Ortaya çıkan iflâs tablosunu sözde onarmak üzere Güçlü Ekonomiye Geçiş adı altında, programın borçların tahsilatının hızlandırılmasına yönelik ikinci aşaması uygulamaya kondu.
- Burada en önemli araç GSMH'nın % 6.5'i oranındaki faiz dışı bütçe fazlası. Bu çok ağır bir oran; dünyanın hiç bir yerinde bu kadar yüksek bir oran yok. IMF'yi yönlendiren gelişmiş ülkelerde zaten faiz dışı fazlanın lâfı bile edilmez. Bir örnek vereyim: ABD geçen yıl Kasım ayında bütçe harcamalarını GSMH'nın % 1'i kadar arttıran bir paketle, yani tipik Keynezyen bir uygulamayla durgunlukla mücadeleye başladı. Bir de kendi kategorimizdeki ülkelere bakalım. Brezilya IMF'den Türkiye'ye kıyasla daha fazla kaynak kullanan bir ülke. Sadece geçen sene 30 milyar dolar aldı. Öyle 5 yıl için falan almadı; bir yıl içinde kullanacak. Brezilya'nın kamu borcu/GSMH oranı da yüzde 80'lerin üzerinde. Buna karşılık % 3.75 faiz dışı fazlayı büyük pazarlıklarla kabul etti Brezilya.

Programın bir bacağı daha var: Dalgalı kur. Merkez Bankası kuru tamamen kendi haline bırakıyor. Döviz kurunun tamamen aylık, haftalık, günlük, hatta satlik ödemeler dengesi hareketleriyle belirlenmesi ne getirecektir? Bir kere büyük bir volatilite getirecektir. Ve Türkiye gibi bir kronik enflasyon ve sıcak para ülkesinde muazzam bir dalgalanma olacaktır nominal ve reel kurda. Meselâ Kerkük'e peşmergeler girdi, dolar 50 bin lira yükseldi. İthalat, ihracat, dışarıdan gelecek sabit sermaye yatırımları; bunlar hep birkaç ay vadeli alınan kararlar. Bu ortamda dalgalı kur sanayici ve hatta finans sektörü açısından bir önünü görememe sorunu yaratıyor.

Daha önemlisi de şu: Sermaye hareketleri ve portföy tercihlerine bağlı olarak reel kur kimi zaman aşırı değerlenebiliyor. Bu da dış ticaret açığını büyütüyor.

Şimdi bunları biraraya getirerek iç pazar ve dış pazar açısından irdeleyelim. Türkiye gibi devalüasyon sonrası kriz sendromu yaşayan bir ülkede % 6.5 faiz dışı fazlayı tutturmak için sıkı maliye politikası uyguluyorsunuz. Ve zaten alımgücü çok düşmüşken iç pazarı tamamen öldürüyorsunuz. Kuru aşırı değerli hale getirerek ihracatın önünü tıkıyor, ithalatı kamçılıyorsunuz. Bu iki faktör Türkiye'nin büyümesini imkânsız hale getiriyor. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı dönemi Türkiye'nin ekonomik hayatından, kalkınma sürecinden çalınmış iki senedir.

Peki niçin bunlar dayatılıyor? Amaç borçların ödenmesini garanti altına almak. Öncelikle IMF'nin borçları, ardından uluslararası finans sermayesinin açmış olduğu krediler. İç borçlar da üçüncü sırada geliyor. Bu tabii çok yanlış bir anlayış. Esas olan büyümedir. Büyüme sağlanınca borçlar kendiliğinden ödenir. Büyüme olmazsa iflâs kaçınılmazdır. En canlı örnek Arjantin.

2. Çözüm Önerileri

Sorunları konjonktürel ve yapısal olarak ikiye ayırmak lazım. Türkiye bugün çok kötü bir ekonomik konjonktürün içinde. Türk ekonomisi hasta yatağında. Ateşi çok yüksek, vücudunda iltihap var. Şimdi 39 ateşle yatan hastaya “Senin sol omzunda kireçlenme var, gel bakalım fizik tedaviye” diyemeyiz. Önce hastayı yataktan kaldırmak lazım. Şimdi bunun için neler yapılabileceğine bakalım:

- Borçlar yeniden yapılandırılmalı. Bunun bankacılığı batıracağı, malî krize yol açacağı iddiaları abartılı. 2001'de Sayın Derviş de kamu bankalarında (ki malî sistemin yüzde 40'ını oluşturmaktadırlar) bulunan devlet kağıtlarını yeniden yapılandırmıştır ve hiç bir şey de olmamıştır.

Dış borçlarda bu sene büyük sorun yok, ama önümüzdeki senelerde 20 milyar gibi yüksek rakamlar ödenecek. Bunun önemli bölümü de IMF'ye. İlk etapta IMF'den bu konuda esneklik isteyebiliriz.

- Bütçe faiz dışı fazla hedefi düşürülmeli. Ben yüzde 6.5 olarak hedeflenen faiz dışı fazlanın 3 puan düşürülmesini öneririm. Bu 3 puan çok önemli, altın değerinde; çok iyi kullanmamız lazım. Bu konjonktürde bu kaynakla istihdam yaratma kabiliyeti olan, çarpan etkisi yüksek, en az ithal girdiye ihtiyaç gösteren yatırımlar yapılmalı. İnşaat, baraj, demiryolu ilk akla gelenler...

Bu tedbir paketinin sermaye kaçışı yaratması mümkün. Bunu engellemek için:
- Sermaye hareketlerine belli bir sınırlama getirilmeli. Ticaretle, ihracatla dışa açılmak başka şey, sermaye hareketlerinin tamamen serbest olması başka şey. Dünyada çok iyi örnekler Hindistan ve Çin. Çin özellikle son 20 yılda kalkınma mucizesi yaratan ülke. İkisi de hiç bir zaman sermaye hareketlerini serbset bırakmadı. Çin ihracat ve doğrudan yabancı yatırım şampiyonu; sermaye kontrolü var diye dünyadan kopmuş mu oldu? Meselâ Malezya 1997 krizi akabinde IMF'nin karşı çıkmasına rağmen bu yasağı getirdi. Sonra bunun faydalı olduğunu IMF de kabul etti. Sıcak parayı sınırlandırmak çok önemli.

- Dalgalı kur yerine reel kur hedeflemesi. Merkez Bankası kur konusunda pasif tutumunu bırakıp reel kur hedeflemesine geçmeli.

- Gümrük Birliğinde bir düzenleme şart. Biz sanayileşmesini tamamlamış bir ülke değiliz. Bu yüzden sanayileşmiş AB ile Gümrük Birliğine girmemiz yanlış. Son dönemdeki büyük dış açıkların temel sebeplerinden biri de bu. Meselâ Çin'den özellikle tekstilde çok ucuz, dampingli mallar geliyor. AB bunları üretmediği için kendisine ucuz girdi temin etmek amacıyla Çin'e izin veriyor. Ama bu malları biz de üretiyoruz, Gümrük Birliği yüzünden dampingli mala karşı sanayicimizi koruyamıyoruz. AB bizim dünyanın geri kalanıyla ticaretimize müdahale etmemeli.

- Avrasya merkezli dış politika. Türkiye'nin Brüksel-Washington eksenini dengeleyecek bir dış politika yönelimi içine girmesi gerekiyor. Ben buna “Atatürk'ün dış politikası” veya “Avrasya merkezli dış politika” diyorum. Kabul edelim ki Türkiye büyük dünya dış politikasında belirleyici bir ülke değil; fakat bölgesel bir merkez olma potansiyeli var. Dolayısıyla belli ittifaklar kurmak zorunda. Sadece iki merkezden etkilenen bir ülke olmaktan çıkıp özellikle Avrasya güçleriyle bir koalisyon içerisinde Atlantik eksenini dengeleyebilirsek o zaman dış politikamız gibi ekonomi politikamızı da daha bağımsız, daha özgür bir şekilde belirleyebiliriz.

Cumhuriyet Gazetesi, 16-17 Nisan 2003.



Açık Oturum

Özet: Toplumu yakından ilgilendiren güncel bir konunun değişik görüşlerdeki uzman kişiler tarafından seçkin bir izleyici önünde tartışılmasıdır. Açık oturumda, değişik görüşlerin eşit oranda temsil edilmesi temel ilkedir, tartışmayı bir başkan yönetir. Başkan konuyu belirler, konuşmacıları tanıtır, sonra konuşmacılara sırasıyla söz verir. Konuşmacılar birbirlerini dikkatle dinler, gerekirse not alırlar. Başkan genellikle yapılan konuşmaları oturumun sonunda toparlayıp özetler.
Kısa Kısa Açık oturum : Geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalara açık oturum denir. Açık oturum, büyük bir salonda dinleyiciler önünde yapılabileceği gibi stüdyoya davet edilen dinleyiciler önünde veya dinleyici grubu olmadan da radyoda ya da televizyonda yapılabilir.

Konuşmacı sayısının üç veya beş kişi olarak tespit edildiği açık oturumlarda başkan önce konuyu açıklar, sonra konuşmacıları tanıtır ve sırayla söz verir. Başkanın konu hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Başkan, sırasıyla ve dönüşümlü olarak konuşmacılara sorular yöneltir, gerektiğinde kısa bir değerlendirme yapar. Tartışma boyunca tarafsız olmak, konuşmacılara verilen süreyi dengeli bir şekilde ayarlamak, tartışma kurallarının dışına çıkılmasını engellemek başkanın görevleri arasındadır.

Açık oturumun süresi konuya göre ayarlanmalıdır.

Açık oturum Nedir


Konusunda uzman kişilerin bir masa çevresinde toplanarak tartışmasına Açık Oturum denir.

Açık oturumda tartışılacak konu, toplumun tümünü ya da bir bölümünü ilgilendirmelidir.

Açık oturum; bir salonda izleyici önünde ya da televizyon ve radyoda dinleyici önünde yapılmaktadır. Açık oturumda izleyicilerin sorularını almak ve cevaplamak da mümkündür. Bu takdirde açık oturum, "forum" a dönüşmektedir. Televizyon ve radyodan tartışmayı izleyen kişiler, açık oturuma telefon sorularıyla katılabilir.

Açık oturum bir "başkan" tarafından yönetilir. Konunun ortaya atılması, giriş konuşmasının yapılması, soruların düzenli olarak sorulması vb. durumlar başkanın idaresinde yapılır. Bu nedenle, başkan, açık oturumdan önce plân yapmak zorundadır. Ayrıca, başkan; tartışma sırasında meydana gelebilecek tatsız ve çirkin saldırıları da önlemelidir. Oturum sonunda ise, ortaya çıkan karşıt ya da aynı düşünceleri özetleyerek oturumun genel değerlendirmesini yapmalıdır. Bu nedenle başkan, açık oturumun temel ögesidir.

Açık oturumda bir yarışma havası yoktur. Başkan, konuyu belirtir, konuşmacıları tanıtır. Ele alınan konu ile ilgili bilgileri verir. Sonra konuşmacılara ara ile sorular yöneltir. Konuşmacılar da görüşlerini belirtirler. Gerekli bilgileri verirler. Bu arada diğer konuşmacılar da konuşmakta olanın sözlerini özenle dinleyip, gerekli notu alırlar. Gerekirse, konuşmacının bazı görüşlerine katılmadıklarını nedenleri ile birlikte belirtirler.

Oturuma katılacak kişilerin konularında iyi hazırlanmış olmaları açık oturumun kalitesini artırır. Ayrıca, konuşmacıların diğer konuşmacılar ve izleyiciler karşısında saygılı olmaları da çok önemlidir.

Benzer SorularKutuphane 1Kutuphane 2Kutuphane 3
01 - 11255 - Açık oturum örnekleri
02 - 3719 - Gelenekleri savunmakla ilgili münazara
03 - 3001 - Münazara çeşitleri nelerdir
04 - 2672 - Münazara raporu nasıl hazırlanır
05 - 2290 - Açık oturum örnekleri kısa
06 - 2018 - Panel ile Forum Arasındaki Fark
07 - 1929 - Münazara Hakkında Bilgi
08 - 1144 - Münazara Sempoozyum Açık Oturum Panel Ortak Yanları
09 - 1093 - Turizmin gelişmesinde eğitim münazara örnekleri
10 - 735 - Güneş enerjisi paneli ücretleri
11 - 0 - panel nedir
12 - 0 - münazara nası yapılır
13 - 0 - tartışma da katılımcının görev ve özllikleri
14 - 0 - nasıl münazara yapılır
01 | Tartışma Çeşitleri
Bir grubu (veya çoğunluğu) ilgilendiren, daha önceden belirlenen bir konu hakkında farklı düşünceleri olan kişilerin konuyla ilgili görüşlerini açıklamak, konuyu (veya sorunu) çözmek, muhatabın zayıf yönlerini aramak amacıyla bir araya gelerek yaptıkları karşılıklı konuşmaya tartışma denir.
Tartışma Türleri Tartışma çeşitleri 5 tanedir. Bunlar ;
Sempozyum Bir konunun çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun uzmanı değişik kimseler .. - Devamini Oku

02 | Tartışma
Bir grubu (veya çoğunluğu) ilgilendiren, daha önceden belirlenen bir konu hakkında farklı düşünceleri olan kişilerin konuyla ilgili görüşlerini açıklamak, konuyu (veya sorunu) çözmek, muhatabın zayıf yönlerini aramak amacıyla bir araya gelerek yaptıkları karşılıklı konuşmaya tartışma denir. Tartışmanın Konusu Tartışma konusu; üzerinde konuşmaya ve araştırma yapmaya değer nitelikte olmalı, kanıtlanmış konular üzerinde ısrar edilmemeli, normal bir se.. - Devamini Oku

03 | Tartışma Türleri
Bir grubu (veya çoğunluğu) ilgilendiren, daha önceden belirlenen bir konu hakkında farklı düşünceleri olan kişilerin konuyla ilgili görüşlerini açıklamak, konuyu (veya sorunu) çözmek, muhatabın zayıf yönlerini aramak amacıyla bir araya gelerek yaptıkları karşılıklı konuşmaya tartışma denir.
Tartışma Çeşitleri
Tartışma çeşitleri 5 tanedir. Bunlar ; 
Sempozyum Bir konunun çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun u.. - Devamini Oku

04 | Münakaşa
(münakaşa) Tartışma: “Seninki mızıkçılık etmeye kalkıyor da onun için münakaşasını yapıyoruz.” -N. Hikmet. - Devamini Oku

01 | Betimleme
Yazı İçerik Betimleme Nedir Betimleme Örnekleri İzlenimsel Betimleme Açıklayıcı Betimleme Sanatsal Betimleme Açıklayıcı Betimleme Betimlemede Gözlemin Önemi Betimleme Örnek Soru,İnceleme ve Çözümleri Betimleme (Tasvir etme) Nedir ?
Betimleme bir varlığın ya da manzaranın göz önünde canlanacak biçimde kendine özgü yönlerini belirterek söz ya da yazıyla anlatılmasıdır. Neler betimlenir, tasvir edili.. - Devamini Oku


02 | Açıklama Nedir
Açıklama Nedir ? Açıklama, herhangi bir şey hakkında okuyucuya (veya dinleyiciye) ayrıntılı bilgi (veya haber) vermek, bir şeyi öğretmek gerektiği zaman kullanılan bir anlatım biçimidir. Okuyucu veya dinleyicinin zihninde beliren kim, ne, nasıl, niçin, ne zaman gibi soruların cevapları açıklama yoluyla verilerek üzerinde durulan konu açıklığa kavuşturulur. Açıklama biçimi atasözleri, öz deyişler, seçme mısralar gibi özlü sözlerin yorumunda daha çok kulla.. - Devamini Oku


03 | Panel
Yazı İçerik Panel Nedir Panelin Özellikleri Nelerdir Panel Nedir toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel denir. açık oturum ile panel özellikleri yönüyle birbirlerine çok benzerler. hatta bazı kitaplarda panel ile açık oturum aynı konuşma türü olarak verilir. arada sadece üslûp farkı vardır.

panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziy.. - Devamini Oku


04 | Hazırlıklı Konuşmalar
Hazırlıklı Konuşmalar Hazırlıklı konuşmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar
Konuşma Planı 
Hazırlıklı konuşma çeşitleri
Bir topluluk karşısında yapılan sunuş konuşmaları hazırlıklı konuşmalardır. Bir topluluğa hitabeden konuşmalar siyasî, hukukî, ilmî yahut akademik, dinî, ticarî vb.  gibi hangi türden olursa olsun hepsinde de dinleyici grubunu göz önüne alarak  uygun bir konu seçmek ve bu konuda bir konuşma planı hazırlayarak.. - Devamini Oku


05 | Tasvir Etme
Yazı İçerik Betimleme Nedir Betimleme Örnekleri İzlenimsel Betimleme Açıklayıcı Betimleme Sanatsal Betimleme Açıklayıcı Betimleme Betimlemede Gözlemin Önemi Betimleme Örnek Soru,İnceleme ve Çözümleri Betimleme (Tasvir etme) Nedir ?
Betimleme bir varlığın ya da manzaranın göz önünde canlanacak biçimde kendine özgü yönlerini belirterek söz ya da yazıyla anlatılmasıdır. Neler betimlenir, tasvir edili.. - Devamini Oku


06 | Tartışma
Yazı İçerik Tartışma Nedir Tartışma Yönteminin Aşamaları Tartışmanın Özellikleri Nelerdir Tartışmalarda Başkanın Görevleri TARTIŞMA NEDİR?  
Tartışma iki veya daha fazla kişinin belli bir konuda düşüncelerini sergileme yoluyla fikir alışverişinde bulunmalarıdır.

  Tartışma Yönteminin Aşamaları
1. Tartışma Probleminin Seçimi: Tartışma problemi seçilirken katılımcıların ilgi ve tutumlar.. - Devamini Oku


07 | Assos


KENTİN KURULUŞU


Kolonistlerce kurulan bu koloni şehirlerinin kuruluşlarına baktığımızda sistemli bir hareket gözlüyoruz. Şehir kuruluşlarında göçmen kafilelerin başında bunlara önderlik eden ve genellikle aristokratlar arasından seçilen bir önder bulunur ve kentin kurulmasıyla görevlendirilmiş bu kişiye ”oikist” adı verilir. Bu kişiler kentin kurulup, halkın teşkilatlanmasında büyük önem taşıyorlar. Kolonistlerce buna önemli.. - Devamini Oku


08 | Munzur Festivali
8. Munzur Kültür ve Doğa Festivali 31 Temmuz'da Munzur 'da başlayacak. Festivalde Tunceli 'ye bağlı Pertek , Mazgirt , Ovacık ve Hozat 'ta da çeşitli etkinlikler düzenleniyor.   'Gelin canlar bir olalım, Munzur 'a semah duralım' başlığıyla duyurulan Festival, 31 Temmuz -3 Ağustos tarihleri arasında düzenleniyor. Tunceli ili ve bağlı ilçe belediyeleri başta olmak üzere Tunceli Dernekleri Federasyonu'nun (TUDEF ) öncülüğünde düzenlenen festivalin programı bir hayl.. - Devamini Oku


09 | Açık Oturum Nedir
Geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalara açık oturum denir. Açık oturum, büyük bir salonda dinleyiciler önünde yapılabileceği gibi stüdyoya davet edilen dinleyiciler önünde veya dinleyici grubu olmadan da radyoda ya da televizyonda yapılabilir. Konuşmacı sayısının üç veya beş kişi olarak tespit edildiği açık oturumlarda başkan önce konuyu açıklar, sonra konuşma.. - Devamini Oku


10 | Cümlede Açıklık ve Açıklığı Engelleyen Etkenler
Cümlede Açıklık ve Açıklığı Engelleyen Etkenler Nelerdir Cümle bir yargı birimidir. Yukarda da değindiğimiz gibi, bir düşünce, bir duygu ve isteğin tam anlatılmasıdır cümle. Bu yönden iyi bir cümle, karşıladığı yargıyı, yani hükmü tam olarak anlatır. Bu yargıyı açıkça anlatması gerekir. Yani, cümleden bir anlam çıkarılmalıdır. Böyle olmaz da bir cümle çeşitli anlamlara gelirse hem öyle bir anlam çıkar hem de böyle bir anlam çıkarsa, yani bi.. - Devamini Oku


01 | Panel
Toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel denir. Açık oturum ile panel özellikleri yönüyle birbirlerine çok benzerler. Hatta bazı kitaplarda panel ile açık oturum aynı konuşma türü olarak verilir. Arada sadece üslûp farkı vardır. Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymak.. - Devamini Oku


02 | Tartışma
Bir grubu (veya çoğunluğu) ilgilendiren, daha önceden belirlenen bir konu hakkında farklı düşünceleri olan kişilerin konuyla ilgili görüşlerini açıklamak, konuyu (veya sorunu) çözmek, muhatabın zayıf yönlerini aramak amacıyla bir araya gelerek yaptıkları karşılıklı konuşmaya tartışma denir. Tartışma konusu; üzerinde konuşmaya ve araştırma yapmaya değer nitelikte olmalı, kanıtlanmış konular üzerinde ısrar edilmemeli, normal bir ses tonuyla konuşulmal.. - Devamini Oku


03 | Münazara
Münazara (Eytişme) Nedir ? Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulmasına Münazara denir. Münazarada önemli olan "savunma" dır. Birer cümle halinde ifade edilen bir tezle antitezin, iki grup arasında bir hakem heyeti -jüri- huzurunda tartışıldığı konuşmalardır. Tartış­malarda yarışma kaygısı olmadığı hâlde, münazaralar birer fikir ve söz yarışma­sıdır. Münazara ile Tartışmanın Farkı Nedir ? Münazara (Eytişme) bir.. - Devamini Oku


04 | Açık Oturum
Özet: Toplumu yakından ilgilendiren güncel bir konunun değişik görüşlerdeki uzman kişiler tarafından seçkin bir izleyici önünde tartışılmasıdır. Açık oturumda, değişik görüşlerin eşit oranda temsil edilmesi temel ilkedir, tartışmayı bir başkan yönetir. Başkan konuyu belirler, konuşmacıları tanıtır, sonra konuşmacılara sırasıyla söz verir. Konuşmacılar birbirlerini dikkatle dinler, gerekirse not alırlar. Başkan genellikle yapılan konuşmaları oturum.. - Devamini Oku