Anka Kuşu’na Dair
Anka… Bir çok öyküde kahraman, bir çok milletin çocuklarına masal, edebiyatına konu, mitolojisinde bir unsur olmuş kuş. Aynı zamanda bir takım yıldızın ismi. İlginizi çekermi, bilmem. Lakin bir kaç kaynağı araştırdım, birisini tercüme etmeye çalıştım resmen ki yazacak bir kaç şey olsun elimde diye..

Yunan Mitolojisinde Anka Kuşu ( Phoenix )
Yıldızın Hikayesi: Mitolojik kuş Anka Kuşu’nun (Phoenix) boynundaki bir yıldız. Anka’nın Arapçadaki karşılığı Al-’Anqa’. Aynı zamanda Na’ir al Zaurak (Bright One in the Boat) olarakda anılır. [Alpha, kappa, mu, beta, nu ve gamma Ankaa güneye doğru bir bot şekli çizecek şekilde kıvrılan, takım yıldız) Phoenix kelimesinin "Phoenicia" kelimesinden geldiği rivayet edilir. Phoenicia'lılar (Türkçede Fenike olarak geçer) denizcilikle uğraşan insanlardı ve sembolleri olarak bir bot uygun olur.]

El Sufi bir diğer isimden söz etmektedir – Al Ri’al “Genç Devekuşları” – kullandığı terimler Al Nahr; Nehir, olarak bilinen yıldızların bir kısmına işaret etmektedir ki Anka kuşumuzun o zamandan Arap gökbilimciler tarafından kullanıldığını görebiliriz.

Mısırlılara bakacak olursak Mısırlılar bu sembolü Bennu olarak bilirlerdi ve paralarında kullandıkları bir semboldü. Onlar için Bennu ölümsüzlüğün bir sembolüydü.

Alevler: Mitolojideki Anka Kuşunun 500 ila 1000 yıl arasında yaşadığı rivayet edilir. Yaşamının sonuna doğru yuvasına yahut bir cenaze ateşine yerleşir ve güneş doruk noktasına ulaştığı vakit güneş ışınlarının artan ısısı yuvayı tutuştur ve Anka bu alevlerde yok olurdu. Bir başka hikayeye göre ise Anka kuşu bir kayaya gagası ile vurarak kıvılcım çıkmana neden olur, bu esnada kanatlarını yelpaze gibi kullanarak kıvılcımın ateşe dönüşmesini sağlar ve yanar. Tamamen küle dönüştükten üç gün sonra ise küllerinden yeni anka kuşunu oluşturacak yeni bir canlı doğar.

İlişkilendirilmiş kelimeler: Yunancada phoinós (kırmızı, yahut kızıl kan), Phoeno (Mor, Anka kuşunun Mor olduğu rivayet edilir), Phonós (Cinayet), kelimeleri ve Porphyry (Latincede Mor anlamına gelen kristal bir kaya) kelimeleri Anka ile ilişkilendirilmişlerdir. Mısırlıların sembolü olan ve “yaşamın sembolü” olarak nitelendirilen haç ve yıldız olan Ankaa ilede bağlantılı olduğu söylenmektedir.

Zümrüdü Anka Resimleri (Simurg)

American Heritage Dictionary’ye göre Phoenix: “Aşılamayacak bir mükemmelliğe yada güzelliğe sahip bir kişi yada eşyanın en kusursuz örneği” Encarta’ya göre “En yüksek mertebedeki güzel, ender yada eşsiz kişi yada eşya”. Bir işlemin kusursuzca bitişi. Aynı zamanda Taoistlerin “Zincifre Kuşu” olarak isimlendirdiği Bıldırcında Anka gibi ateşin kuşu olması nedeniyle Anka ile ilişkilendirilmektedir.

Fars Mitolojisinde Anka Kuşu ( Simurg )
Simurg (Farsça: سيمرغ) veya bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Sênmurw (Pehlevi) ve Sîna-Mrû (Pâzand) diğer isimlerindendir. Ayrıca zaman zaman sadece Anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur.

Etimolojik Olarak Anka Kuşu
İsim Avesta’daki mərəγô saênô “Saêna kuşu”ndan türemiştir. Orijinalde bir yırtıcı kuş, kartal veya şahin, olduğu etimolojik olarak aynı olan Sanskritçe śyenaḥ`dan çıkarılabilir.

Halk etimolojisinde ilişkilendirilen ilk öğe Farsça sī “otuz”dur. Fakat tarihi anlamda ilgili değillerdir.

Mitolojide Anka Kuşu
Mitik kuş Simurg Fars sanatında kuş şeklinde, kanatlı dev bir yaratık olarak resmedilmiştir. Zaman zaman köpek başına ve aslan pençelerine sahip bir tavus kuşu olarak da resmedilmiştir. Bazen insan yüzü ile de resmedildiği olmuştur. Bir bölümü memeli olduğu için yavrularını emzirirdi. Yılanlara karşı bir düşmanlığı vardı ve yaşadığı yer fazlasıyla sulaktı. Bir antik İran tanımında Simurg’un kendisini alevlerle kaplayana kadar 1700 yıl yaşar, daha sonraki tanım ve kayıtlarda ise onun ölümsüz olduğu ve Bilgi Ağacı’nda bir yuvası olduğundan bahsedilmiştir.

İran efsanesine göre, bu kuş o kadar yaşlıdır ki dünyanın yıkılışına üç kez tanık olmuştur. Tüm bu zaman boyunca, Simurg o kadar çok öğrenmiştir ki tüm zamanların bilgisine sahip olmuştur.

Sasani Persler Simurg’un yere bereket bahşedeceğine ve dünya ile göğün arasındaki birliği sağlayacağına inanırlardı. Yaşam ağacı, Gaokerena‘da tünediğine ve her türlü şeytani şeyi tedavi eden, düzelten kutsal Haoma bitkisinin yöresinde yaşadığına inanılırdı. Daha sonraki İran geleneklerinde Simurg ilahiliğin bir sembolü haline gelmiştir. Ayrıca, Sên-Murv/Simurg Pers edebiyatında Homâ olarak tanımlanmış, Arapça’ya ise Rukh olarak girmiştir.

Simurg uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yaprakları titrer her bitkinin tohumlarının dökülmesine neden olurdu. Bu tohumlar dünyanın her yanına dağılır gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök almasını sağlar ve böylece de (bu bitkiler yoluyla) insanoğlunun tüm hastalıklarını tedavi ederler. Simurg’un tüylerinin bakır renginde olduğu söylenmiştir. Her ne kadar başlarda bir köpek-kuş olarak tasvir edilse de, daha sonraları sıklıkla bir insan veya köpeğin başıyla gösterilmiştir. Onun iyilik sever bir doğası olduğu ve kanatlarının bir dokunuşunun her türlü hastalık veya yarayı tedavi edeceğine inanılırdı.

Şahname’de Simurg
Firdevsi’nin epik eseri Şahname‘de (Şahların Kitabı) Simurg en tanınmış halini almıştır. Şahname’de Simurg’un Prens Zal ile olan ilişkisi yer alır. Şahname’ye göre Kral Siam’ın oğlu Zal albino olarak doğmuştur. Kral Siam albino oğlunu görünce, çocuğun şeytanların tohumu olduğunu düşünüp çocuğu bir dağa terk etmiştir. Çocuğun ağlayışlarını duyan yumuşak kalpli Simurg çocuğu alıp büyütür. Zal her türlü bilgiye sahip Simurg’dan hikmet almış birçok şey öğrenmiştir. Yine de büyüyüp bir yetişkin olduğu zaman insanların dünyasına girmek ister. Simurg çok üzülse de, ona bir tane altın tüy verip gitmesine izin vermiştir. Eğer Zal, Simurg’un yardımına ihtiyaç duyarsa bu tüyü yakacaktır.

Krallığına döndüğünde Zal güzel Rudaba‘ya aşık olur ve onunla evlenir. Karısı bir oğula hamile kalır fakat doğum zamanı geldiğinde birçok sorun yaşarlar. Zal karısının doğum sırasında öleceğini fark eder ve tam Rudabah ölüme yakınken Zal Simurg’u çağırmaya karar verir. Ortaya çıkan Simurg Zal’ın bir tür sezaryan benzeri yöntem uygulamasını sağlar ve Rudabah ile çocuğun hayatını kurtarır. Bu çocuk daha sonra en ünlü ve büyük Pers kahramanlarından biri olacak Rüstem‘dir.

İslami Dönemden Anka Kuşu
İranlı Sufi şair Ferid ud-Din Attar eseri Mantik ut-Tayr`da (Kuşların Buluşması) Simurg’u arayan bir kuş sürüsünden bahseder.

Sembolizmde Simurg
Sufi Feriddedin Attar bu kuştan kendini aramanın sembolü olarak söz eder. Batı’da Feniks, İran tradisyonunda Simurg, Orta doğu tradisyonunda Anka kuşu, Türk tradisyonunda Kerkes adını alan bu efsanevi kuşların ortak bir özelliği ölümsüzlüktür. Ayrıca bu kuşlarla ile ilgili anlatımlarda genellikle bir yanma motifi bulunur. Örneğin, Kerkes, Herodot ve Plütark’ın değindiği Feniks’te de görüldüğü gibi, öleceği zaman, bir tür ateş olup kendi kendini yakan ve kendisinden yeniden doğan bir kuştur. Anka ya da Zümrüd-ü Anka Orta doğu tradisyonuna göre, Kaf Dağı’nda yaşar. Bu efsanevi kuş sembolizmlerinde simgelenen başlıca anlamlar, spiritüel aydınlanma ve reenkarnasyon olarak açıklanır. Feniks sembolizminde kuşun yanması cehenneme iniş deneyimini, yeniden doğması ise arınılarak saf şuur halinin elde edilişini simgelemektedir.

Simurg (Öykü)
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…
Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
Papağan; o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış) :
Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş; yıkıntılarını özlemiş,
Balıkçıl kuşu; bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş” ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;
SİMURG ANKA =Otuz Kuş demekmiş. Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de bir Simurg’muş.
Simurg Anka’yı beklemekten vaz geçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Diğer Mitolojilerde Anka Kuşu
Anka edebiyat ve tasavvufta yer alan efsanevi kuş. Arapların “Anka“, İranlıların “Simurg” adını verdikleri kuş, Türkçede her iki şekliyle birlikte “Zümrüdü Anka” ve “Hüma” yahud “Umay” olarak adlandırılır. Efsanelere göre Kafdağı’nın tepesinde direkleri abanoz, sandal ve öd ağacından yapılmış köşke benzer bir yuvada yaşar. Başı, yassı burunlu yırtıcı bir hayvan başı gibidir. Cüssesi çok büyük olup, uçtuğu zaman hava kararır. Uçarken sel sesine veya gök gürültüsüne benzer sesler çıkarır. Göz kamaştırıcı bir parlaklığa sahiptir. İnsan gibi konuşur ve düşünür. Bilgisi ve hünerleri çok fazladır. Tüyleri ile yaraları iyi eder. Efsanelerde merhametli oluşuyla bilinen iyi kalpli ankanın yanısıra, canavar tabiatlı ikinci bir anka da vardır.

Anka, tasavvuf ve edebiyatta değişik manalarda kullanılmıştır. Tasavvufta, ankanın efsanevi özelliklerinden istifade edilerek bazı tasavvufi görüşler temsili olarak onunla anlatılmıştır. Anka tabirinin tasavvufa yerleşmesini Mantık-ut-Tayr adlı eserinde geniş olarak ele alan Feridüddin-i Atar sağlamıştır. Ona göre anka birlik-çokluk gibi iki zıt kavramı ifade eder. İbn-i Arabi ise ankayı bir toz yığını ve zerrecikleri olarak düşünmektedir.

Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında anka, efsanevi özellikleri ve değişik adlarıyla çeşitli teşbih, mecaz ve mazmunlar halinde geniş kullanma sahasına sahiptir. Özellikle divan edebiyatının manzum ve mensur metinlerinde iyi özellikleri ile zikredilir. Renkli tüyleriyle bir cennet kuşu kabul edilerek zümrüdüanka diye bahsedilmiştir. Yükseklerde uçması ve kolay avlanamayışı yüzünden ulaşılması çok zor durumları ifade etmek için kullanılmıştır. Sevgili, adı herkes tarafından iyi bilindiği halde, kendisini görenin olmaması, gözle görülmeyişi veya ona ulaşma zorluğu sebepleriyle ankaya benzetilmiştir. Onun aşığa iltifat etmesi ve yakınlık göstermesi ise aşığın başına “devlet kuşu” konması olarak kabul edilmiştir.

Ankanın en meşhur özelliği, kimseye muhtaç olmadan kendi başına yaşadığı için kanaati temsil etmesidir. Bu yüzden kanaat sahiplerine “ankameşreb” veya “ankatabiat” denir. Yine bu özelliği sebebiyle kimseden birşey beklemeden darda kalan herkese yardım eden bir varlık hüviyeti kazanmıştır.

Anka, tekke edebiyatında da çeşitli mazmunlar halinde geniş olarak yer alır. Halk hikaye ve masallarında zümrüdüanka adıyla, masal kahramanlarına yardım eden bir kuş olarak rastlanır.

Huma kuşu yükseklerden seslenir;

Sen ağlama ala gözler ıslanır.Anka, birçok tradisyonda yer alan efsanevi kuşun Farsça’daki adlarından biridir. Eski Yunan mitolojisinde “Phoenix” Arap tradisyonunda “Anka“, Çin’de “Tanniao” ve kimi tradisyonlarda “Homa” ya da “Rokh” adını alır.

Simurg (Simorgh), İran tradisyonunda insan dili bilen, mesajcı, sırdaş, hikmet sahibi, mükemmel bir kuştur. Kahramanları taşır, uzak mesafelere yolculuk yaptırır ve yakıp kendisini tekrar çağırabilsinler diye onlara kendi tüylerinden birkaç tane bırakır.

Arap tradisyonuna göre bu kuş, efsanevi Kaf Dağı’nın üzerindedir; Yunan mitolojisine göre öldükten sonra küllerinden doğan harika bir kuştur; Taoizm‘de ise ölümsüzlüğün sembolüdür.

Sufi Ferideddin Attar, efsane ve masallardaki bu kuştan “kendini aramanın sembolü” olarak söz eder; masallardaki kahraman, sonunda, uzaklarda aradığı şeyin aslında çok yakınında olduğunu, yani kendisinde veya kendi içinde olduğunu idrak eder. Bu, “kendini bilme” sembolizmi, inisiyatik ifadelerle, inisiyatik ölüm ve başkalaşım geçirerek yeniden doğuş, mistisizmdeki ifadelerle, “uyanma, aydınlanma, kurtulma” olarak ifade edilir.

Kısaca, Simurg Kuşu, bir tekamül hedefinin sembolüdür ki,ezoterik bilgilerde nefsaniyetini tümüyle alt etme ve ‘Dünya gezegeni okulu’ ndan mezun olacak düzeye gelme olarak ifade edilir.

Kimi yazarlar Hindu tradisyonundaki Garuda ve Eski Mısır tradisyonundaki “Bennu” kuşunu Simurg ile bir tutarlarsa da, bu kuş Simurg (Anka) Kuşu’ndan çok farklı niteliklere sahip olarak betimlenir ve daha farklı anlamlara gelir.

Kaynaklar:
Wikipedia
Antoloji.com
Türkçe Bilgi

http://users.winshop.com.au/annew/Ankaa.html

Yorum
  • Zeus

    ZÜMRÜDÜ ANKA EFSANESİ

    Binlerce kuş hep birden Mezopotamya ovalarında kızıl kanatlarını çırparak, coşkun bir nehrin akıntısı gibi arkalarında kurşunî bulutlarıyla süzülüp gittiler. Kurşun rengi toz bulutunun binlerce çeşit, binlerce renk, binlerce ötüşlü meltem kanatlı kuşları; nazlı gelinler gibi süzülüp, bin renk çiçeğin, bin renk kokusuyla bezeli ovaların on bin yıllık ağaçlarının yorgun dallarına konarak, dağlarda dolaşan bir ozanın büyülü kavalına kulak kabarttılar. Ozana büyülü sesli bir kuş eşlik ediyordu. Kuşun büyülü ötüşü ozanın kavalını tanrının kutsal ışığına dönüştürdü. Kuşun sesini ancak kalbi temiz olanlar, yüreği iyilikle dolu yanık sesli ozanlar duyabilirdi. O ozanlardan biri ve hiç kuşkusuz en önde geleni de Mezopotamya’nın yakıcı güneşi altında kavruklaşmış teni, sırma bıyıkları, ceren gözleriyle Mir Mehmet’ti.

    Mir Mehmet, binlerce kuşun arasında sesi yüreğini paralayan bu büyülü kuşu aramaya başladı. O, sese yaklaştıkça, ses ondan uzaklaştı. Ses ondan uzaklaştıkça Mir Mehmet ona koştu. Ses onu günlerce peşinden sürükledi, durdu. Mir Mehmet günlerce haftalarca aylarca yol alıp, dağlar, tepeler, ovalar göller aştı ancak bir türlü sese ulaşamadı. Büyülü sesin sahibi kuş, ozanı ısrarla çağırıyor, ardı sıra avare aşıklar gibi sürüklüyordu. Mir Mehmet gittiği her yerde sesin sahibi kuşu arıyor, gördüğü herkese onu soruyordu. İnsanlar da ona bu kuşa asla ulaşamayacağını, böyle bir kuşun hiç var olmadığını, onu aramayı bırakması gerektiğini söylüyorlardı. Ama kuşu bulursa da ölümsüzlüğe ulaşacağını ekliyorlardı.

    Mir Mehmet kuşu aramayı ısrarla sürdürdü. Önce Amanoslar’a gitti, çıkmadığı tepe, geçmediği dere kalmayana kadar aramaya devam etti.

    Oradaki bataklıklarda Flamingolar’ı gördü. Önce büyülü kuşa benzetti onları ama çok geçmeden aradığı kuşun bunlar olmadığını anladı ve umutsuzca memleketine dönmeye karar verdi. Aylardır görmediği babasını konaklarının önünde kendisini beklerken buldu. Sıkıca sarıldı babası Mehmet’e.

    Babası oğlunun onuruna günlerce süren şölenler yaptırdı. Daha sonra baba oğul dertleşmeye koyuldular. Babası ona aradığı kuşu görüp görmediğini sordu. Mehmet derin bir üzüntüyle görmediğini ancak onu yine arayacağını ve mutlaka bulacağını söyledi. Babası da şöyle dedi oğluna: “Oğlum, eski ozanların her biri bahsetmiş bu kuştan ancak sesini duyan olmuşsa da şimdiye kadar kimse görememiş. O kuşu aramaktan vazgeç artık.”

    Mehmet babasının nasihatlarına şöyle karşılık verdi;
    “Kuş beni çağrıyor baba, vazgeçmem onu aramaktan.”

    Mir Mehmet bir müddet sonra tekrar düştü yollara, büyülü sesin sahibi kuşu bulmaya çıktı. Önce Yezidiler’in kutsal topraklarına düşürdü yolunu, Laleş’e vardı. Çok iyi ağırladılar ozanı. Mir Mehmet, Mezopotamya’nın bu kara bahtlı halkını uzaktan duymuş ve haklarında çok şey öğrenmişti. Onların mutlaka kuşun yerini bileceklerini düşünüyordu. Ne de olsa onlar da bir kuşa vermişlerdi gönüllerini, avuçlarını açmış kutsamışlardı Melek-î Tavus’u. Ancak maalesef Mezopotamya’nın bu cefakar insanları da ona yardımcı olamamışlardı. Bu kez yüzünü batıya çevirmişti. Binlerce hurmalığın şıra kokusuna kestiği bir coğrafyayı taramaya başladı. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.

    Artık Mir Mehmet’i bir yorgunluk sardı. Bitkinlikten iki büklüm olup düştü durduğu yerde.

    Bir süre sonra üzerinden binlerce rengin bir araya geldiği dev bir gölge belirdi. Gölgeyle birlikte yine o kutsal kuşun sesini duydu ve hızla gölgenin sesinin ardından koşmaya başladı… Gölge hızlandı, ozan da hızlandı. Ses uzaklaştıkça ozan ardından koşmaya başladı. Ancak Mehmet’in yorgun bedeni dayanamadı ve yere yığıldı. Kendinden geçen Mehmet’i saatler sonra bir çoban su vererek uyandırdı. Çoban; “Sen de mi o kuşu arıyorsun?” diye sordu. “Evet” dedi Mehmet ve sordu; “Uçan dev gölgeli kuş o muydu?” Çoban; “Bilmiyorum, emin değilim” diye cevap verdi.

    Mir Mehmet tekrar yola koyuldu, ormanlar aştı. Günler sonra Koçerlerin yaşadığı ovalara vardı. Kıl çadırlarda ağırladılar ozanı. Konuksever Koçerler günlerce onu konuk edip güçlendirdiler.

    Günler sonra bin renkli, bin kulaç kanatlarından daireler çizerek yeryüzüne inen kuş sürüsünü yine gördü ozan. Kuşlar Mezopotamya ovalarında nazlı nazlı süzülüyorlardı.
    Ozan yine o büyülü kuşun ardına düştü. Ve sonunda nihayet arzusuna kavuştu. Heyecanla bağırdı; “İşte orda, vallahi de, billahi de o kuş işte, bin ötüşlü kuş işte” dedi.

    Koçerler hep bir ağızdan karşılık verdiler ona; “Hayır o değil, biz ötüşünü duymuyoruz. Duysaydık cenneti yaşar, ölümsüzlüğü tadardık.

    Mehmet ısrarla kuşun ardından gitti, yine dereler tepeler aştı, yollar katetti, ama yine kaybetti kuşun izini.

    Mir Mehmet, Torosları, Amanoslar’ı, Çukurova’yı dolaşmış, Dicle ve Fırat’ı aşmış Cudi, Zagros, Sincar, Abdülaziz dağlarında dezmediği yer bırakmamıştı. Bir türlü kararından vazgeçmiyor, yine dağlar tepeler aşıyordu. Gittiği her yerde Mezopotamya’nın kaval sesi kadar yanık sesli ozanları ile karşılaştı. Ozanların yanık ezgileri yüreğine cesaret, bedenine güç verdi ve kararlığını sürdürmesine yardımcı oldu.

    Mehmet, günler sonra ulaştığı köyde dinlendikten sonra o kutsal ötüşlü kuş için yaktığı türküleri okumaya başladı. Yanına nur yüzlü yaşlı bir ozan geldi. “Sen Mir Mehmet’sin” dedi ve durdu yanı başında Mehmet’in. Mehmet şaşırmış halde ihtiyara baktı ve cevap verdi; “Evet benim” dedi.

    Yaşlı ozan, Mehmet’in yanına oturarak konuşmasına devam etti, “Senin aradığın kuşu biliyorum. O kuş Zümrüd-ü Anka’dır…” Mehmet heyecanla kulağını ve gözünü yaşlı ozana verdi. “O bütün kuşların hükümdarıdır. O’nun yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindedir. Oraya varmak için yedi dipsiz vadi aşman gerekir. Ona ulaşmak isteyen kuşlar beş vadi aşamadan telef oluyorlar. O, sadece bir insan oğluna bakıp dost olmuş, o da kendi eliyle büyüttüğü Rüstem’in babası Zal’dır.” Mehmet, yaşlı ozanın anlattıklarından çok etkilenmişti. O günden sonra güzel sesli Zümrüd-ü Anka için türküler okudu ve Hz. Süleyman gibi bütün kuş dillerini öğrendi. O, artık kuşların Miri’ydi. Ozan Mir Mehmet’ti…

Yorum Yap

Son Sorular

Puan
16
Soru : Ödül Farklı ve Hızlının Eş Anlamlıları Nelerdir
Soru Detay : Ödül Farklı ve Hızlının eş anlamları nedir bilmiyorum
Puan
15
Soru : Edebiyat ve Sanat İlişkisi
Soru Detay : edebıyat ve sanat ılıskısı nasıl



Puan
13
Soru : Karışımlar Nasıl Sınıflandırılır
Soru Detay : 10.sınıf konusu!
Puan
13
Soru : Ortak Kök Nedir
Soru Detay : aynı zamanda fiil soylu ve isim soyluyuda söylermisiniz
Puan
12
Soru : Davul Bile Dengi Dengine Cümlesinin Öğeleri
Soru Detay : davul bile dengi dengine ,ak gün ağartır,kara gün karatır ögeleri bul
Puan
15
Soru : X ve Y Kromozomu ile Taşınan Hastalıklar
Soru Detay : kromozomla taşınan hastalıklar
Puan
11
Soru : İslamiyet Öncesi Şiiri Genel Özellikleri
Soru Detay : ısalmıyet donemı sıırı genel ozellıklerı
Puan
32
Soru : Göreneklerimiz Nelerdir Örnek Veriniz
Soru Detay : Türkiye nin goreneklerimiz

Puan
17
Soru : Eski Mezopotamya Tarihi Hakkında Kısa Bilgiler
Soru Detay : eski mezopotamya tarihi hakkinda kisa bilgiler
Puan
20
Soru : Gazete Fıkrası ile Güldürü Fıkrasının Ortak Özelliği
Soru Detay : Gulduru fikrasinin gazete fikrasiyla ne gibi bir benzerligi vardir. Sunumumda bunu aciklamam gerek acil bir cevap atarsaniz memnuj olurum
Bi soru sor